Maya ALFARRA1 Mirac Nur CİNER2
H. Kurtulus Ozcan3
1. GİRİŞ
Küresel nüfustaki hızlı artış ve buna bağlı olarak ekonomik faaliyetlerdeki yükseliş, evsel, belediye ve ticari düzeylerde önemli miktarda atığın üretilmesine neden olmuş; bu durum çevrenin bozulmasında kayda değer bir rol oynamıştır (Elamin Abbass ve diğ., 2023). “Atık” terimi, genellikle sahibi, üreticisi ya da işleyicisi açısından artık kullanılmaz veya istenmeyen hâle gelen, işlevsel değerini yitirmiş herhangi bir madde veya malzeme olarak tanımlanır (Arenibafo, 2023). Atıklar, kaynaklarına göre belediye katı atıkları, tarımsal atıklar, biyomedikal atıklar ve endüstriyel atıklar olarak sınıflandırılabilir. Belediye katı atıkları (BKA), çeşitli evsel ve ticari faaliyetler sonucunda üretilmekte olup; organik atıklar, kâğıt, plastik, metal, cam ve çeşitli maddeleri içermektedir (Debrah ve diğ., 2021).
Katı atık yönetimi (KAY), günümüz dünyasında önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Dünya genelinde yaklaşık üç milyar insan hâlâ düzenli atık yönetim sistemlerinden yoksundur. Bir ülkenin refah düzeyi, kentleşme seviyesiyle ilişkilidir ve bu da atık üretimini artırmaktadır (Zoungrana ve diğ., 2022). Katı atıkların yönetimi; sağlık, sosyoekonomik faktörler, estetik, çevre ve altyapı gibi insan refahına ilişkin çeşitli unsurlar üzerinde doğrudan ve dolaylı etkilere sahiptir. Katı atıkların toplanması, taşınması ve bertaraf edilmesinde çevre dostu yaklaşımların uygulanması, etkili bir katı atık yönetimi için potansiyel bir çözüm sunmaktadır (Abubakar ve diğ., 2022).
Bununla birlikte, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki yetersiz atık yönetimi, etkin arıtım önlemlerinin uygulanmasını engellemektedir. Bu durum, atıkların bertaraf sürecini uzatmakta ve yetersiz şekilde düzenlenen atık bertarafı, hem deniz ekosistemi hem de dünya genelindeki kalabalık kentsel alanlar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır (Ferronato & Torretta, 2019).
KAY’ın temel amacı, çeşitli metropol nüfuslar tarafından üretilen katı atıkların toplanması, ayrıştırılması, arıtılması ve bertaraf edilmesini verimli bir şekilde gerçekleştirmektir. Bu amaç, söz konusu faaliyetlerin çevresel ve sosyal etkiler göz önünde bulundurularak sürdürülebilir bir biçimde yürütülmesini ve mevcut en ekonomik kaynaklardan yararlanılmasını sağlamayı hedeflemektedir (Khatiwada ve diğ., 2021). Kentlerde tüketim ürünlerinin üretiminde atıkların hem birincil hem de ikincil hammadde olarak değerlendirilmesi öncelikli hale getirilmelidir (OECD, 2021).
Gelişmekte olan ülkelerde KAY sorunu, atıkların rastgele bertaraf edilmesiyle daha da kötüleşmekte ve bu durum atıkları ciddi bir çevresel kirletici hâline getirmektedir (A. H. Khan ve diğ., 2022). Bu ülkelerde atık işleme ve yönetiminin en yaygın yöntemleri; düzenli depolama, yakma, açık alanda döküm ve kompostlamadır (Hajam ve diğ., 2023a).
Açık alanda yakma ve döküm, çevre üzerindeki çok sayıda olumsuz etkisine rağmen hâlâ yaygın olarak kullanılmaktadır (Barbhai & Sharma, 2023). Yetersiz atık yönetimi uygulamaları, ciddi çevresel sorunlara yol açabilmektedir. Açık depolama alanlarında biriken atıklar, toprak kirlenmesine neden olmakta ve çevredeki yeraltı su kaynaklarının bütünlüğünü tehdit etmektedir (Hasthi ve diğ., 2023). Etkili katı atık yönetimi uygulamaları, çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri azaltma veya ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Ayrıca bu uygulamalar, ekonomik büyümeyi teşvik edebilir ve genel yaşam standartlarını artırabilir (Das ve diğ., 2019; Singh Rawat ve diğ., 2020).
Bu çalışma, aşağıdaki hedeflere odaklanmaktadır: açık döküm alanlarında katı atık bertarafının etkilerini değerlendirmek ve çevresel ve ekonomik sonuçların azaltılmasına yönelik rehabilitasyon stratejilerini araştırmak.
2. KÜRESEL ATIK ÜRETİMİ
Küresel atık üretimi, belirli bir zaman dilimi içerisinde insan faaliyetleri sonucunda dünya genelinde üretilen atıkların toplam miktarı olarak tanımlanmaktadır. Bu atıklar; belediyeler, sanayi kuruluşları, tarım faaliyetleri, sağlık merkezleri ve diğer sektörlerden kaynaklanabilmektedir (Höglund-Isaksson ve diğ., 2020). Atık üretimi, kirlilik, yaşam alanlarının tahribi ve insan sağlığına yönelik tehditler gibi çeşitli olumsuz etkiler yaratma potansiyeli nedeniyle hem çevresel hem de sosyal açıdan önemli bir sorundur (Marín-Beltrán ve diğ., 2022).
Küresel ölçekte atık üretimi, gelişmiş ülkeler kadar gelişmekte olan ülkeleri de kapsayacak şekilde istikrarlı bir artış eğilimi göstermektedir. Özellikle Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkelerde her yıl büyük miktarda atık üretilmektedir (Parfitt ve diğ., 2021). Küresel atık üretimi konusu büyük bir önem taşımaktadır; öyle ki, tahminlere göre 2017 yılında dünya genelindeki toplam atık üretimi 20 milyar tonu aşmıştır. Bu rakam, kişi başına yılda ortalama 2,63 ton atığa denk gelmektedir (Maalouf & Mavropoulos, 2023). Kişi başına düşen BKA üretimi kilogram cinsinden Şekil 1’de gösterilmiştir (URL 1).

Şekil 1. Yıllık Üretilen Belediye Katı Atığı (kişi başına kilogram cinsinden) (URL 1)
Mevcut durum temel alınarak yapılan projeksiyonlara göre, küresel atık üretiminin 2050 yılı itibarıyla 46 milyar tona ulaşacağı öngörülmektedir (Mendoza ve diğ., 2022). Belediye katı atıklarının (BKA) miktarı ise görece daha küçük bir kısmı oluşturmakta olup, 2019 yılında 2,3 ila 3,1 milyar ton arasında olduğu tahmin edilmiştir. Bu miktarın 2050 yılına kadar 2,89 ila 4,54 milyar ton aralığına yükselmesi beklenmektedir (He ve diğ., 2022). Benzer şekilde, Dünya Bankası tarafından yayımlanan bir rapora göre, yıllık belediye katı atık üretiminin 2050 yılına kadar çarpıcı biçimde artarak 3,4 milyar tona ulaşabileceği öngörülmektedir (Kaza ve diğ., 2018).
Öte yandan, yönetilemeyen plastik atıkların birikimi giderek daha kaygı verici bir sorun hâline gelmiştir. Tahminlere göre, 2015 yılında küresel ölçekte üretilen yönetilemeyen plastik atık miktarı 60 ila 99 milyon ton arasında değişmektedir. Ayrıca projeksiyonlar, bu miktarın 2060 yılı itibarıyla üç katına çıkarak yıllık 155–265 milyon metrik tona ulaşabileceğini göstermektedir (Lebreton & Andrady, 2019). Gelişmekte olan ülkelerde atıkların büyük çoğunluğu evsel faaliyetlerden kaynaklanmakta ve çoğunlukla bitkisel kaynaklı organik maddelerden oluşmaktadır. Kentleşmenin hızla artması, endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerden, kalıntı kimyasallardan ve tehlikeli metallerin deşarjından kaynaklanan atıkların oluşumunda giderek daha belirleyici bir unsur hâline gelmektedir (F. F. Robert ve diğ., 2023).
3. ATIK YÖNETİMİ
Katı atık yönetimi alanı, insan sağlığı ve doğal çevre üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması amacıyla atıkların etkin biçimde yönetilmesini ve uygun şekilde bertaraf edilmesini kapsamaktadır (S. Khan ve diğ., 2022). Uygulamada en yüksek faydanın sağlanabilmesi amacıyla, atık yönetimi hiyerarşisi atıkların azaltılması ve yönetimine yönelik tercih edilen adım sırasını sunmaktadır. Atık yönetiminde son çare olarak düzenli depolama tesisleri yer almaktadır; bu hiyerarşide öncelik ise sırasıyla önleme, azaltma, geri dönüşüm ve enerji geri kazanımıdır (Kabirifar ve diğ., 2020; URL 2) (Şekil 2).

Şekil 2. Atık Hiyerarşisi (URL 2)
Belediye katı atıkları (BKA), işlenmeden önce geri dönüştürülebilir, biyolojik olarak parçalanabilir, yanabilir ve geri dönüştürülemez kategorilere ayrılmalıdır; bu sayede olumsuz çevresel etkiler azaltılabilir (Ugwu ve diğ., 2021). Kâğıt, cam ve metaller gibi atık malzemeler, birincil kaynaklara olan talebi azaltmak amacıyla yeniden kullanılabilir (David ve diğ., 2019). Ayrıca, biyolojik olarak parçalanabilir atıkların iyileştirilmesi süreci, bu tür atıkların biyogaz gibi çevre dostu bir enerji kaynağına dönüşmesini sağlayan kararlı organik moleküllere ayrıştırılmasını içerir (Srivastava ve diğ., 2020).
Atık yönetiminin mevcut durumu, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kaygı vericidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, uygun atık yönetim yöntemlerinin eksikliği, çevresel olarak sürdürülebilir ve maliyet etkin yaklaşımların benimsenmesini zorunlu kılmaktadır (Arenibafo, 2023; Debrah ve diğ., 2021; Ulusoy ve diğ., 2023). Katı atık yönetimi alanında, yakma, geri dönüşüm, düzenli depolama, kompostlama ve azaltma gibi çeşitli stratejiler ve teknolojik yaklaşımlar kullanılmaktadır (Istrate ve diğ., 2020; Karimi, 2023). Bununla birlikte, etkili atık yönetimi yöntemlerinin uygulanmasında; yetersiz mali kaynaklar, verimsiz toplama yöntemleri ve ekipmanları, sorumsuz bertaraf uygulamaları ve bu alanda eğitimli personel eksikliği gibi çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır (Kurniawan ve diğ., 2022; Li ve diğ., 2021; Shi ve diğ., 2021).
Günümüzdeki eğilim, öncelikli olarak atık oluşumunun azaltılmasına odaklanmakta; bu, önceki yıllardaki geri kazanım, geri dönüşüm ve bertaraf hedeflerinin önüne geçmiştir (Parfitt ve diğ., 2021). Gelişmiş ülkeler (HICs), geleneksel katı atık yönetimi yöntemlerine ek olarak hacim azaltma ve düzenli depolama dışında; solucan kompostlama, sürdürülebilir kalkınma stratejileri ve atıktan enerjiye dönüşüm sistemlerini de uygulamaya koymuştur (Alshehrei & Ameen, 2021; Hajam ve diğ., 2023b; Usmani ve diğ., 2020). Bu sistemler; yakma, piroliz, gazlaştırma ve anaerobik çürütme gibi çeşitli süreçleri; ayrıca biyodizel, biohidrojen, biyometan, biyoetanol ve bütanol üretimini içermektedir (Barua & Hossain, 2021; S. Y. Lee ve diğ., 2019; Manikandan ve diğ., 2023). Potansiyel bir strateji olarak, belediye katı atıklarını sürdürülebilir enerji kaynaklarına, katma değerli ürünlere ve kimyasal bileşiklere dönüştürebilen atık biyorafinerilerinin kullanımı öne çıkmaktadır (Molina-Peñate ve diğ., 2022; Pérez ve diğ., 2020).
4. ATIK YÖNETİMİNDE AÇIK DÖKÜM
Açık döküm ve düzenli depolama, maliyet etkinlikleri ve minimum işleme gereksinimleri nedeniyle BKA’nın yönetiminde sıklıkla kullanılan yöntemlerdir (Al-Wabel ve diğ., 2022). Düzenli depolama, geri dönüştürülemeyen veya yakılamayan atıklar için uygun bir yöntemdir. Bununla birlikte, geniş arazi alanlarına ihtiyaç duyar. Bu atıkların aerobik ve anaerobik ayrışması sonucu oluşan sızıntı suyu, çevre için zararlı bileşenler içermektedir (El-Saadony ve diğ., 2023; Pazoki & Ghasemzadeh, 2020). Bu nedenle, çevreye, insan sağlığına, toprak kalitesine ve yeraltı suyuna olan olumsuz etkileri göz önünde bulundurulduğunda, düzenli depolama en kötü seçenek hâline gelmektedir (Blair & Mataraarachchi, 2021; Pires & Martinho, 2019).
Son on yılda, düşük ve orta gelirli ülkelerde (LMICs) düzenli depolama önemli ölçüde artmıştır. Bu artışın bir sonucu olarak, dünya genelinde çeşitli bölgelerde açık depolama alanları, katı atık yönetimi aracı olarak yaygınlaşmıştır (Idowu ve diğ., 2019). LMIC'lerde, atıkların büyük bir bölümü için başlıca bertaraf yöntemi düzenli depolamadır ve bu durum, atıkların anaerobik ayrışması sonucunda ortaya çıkan biyogaz salınımı nedeniyle potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır (Chisholm ve diğ., 2021). Ayrıca, bu depolama alanlarında hareket eden sızıntı suları, tüm yerüstü ve yeraltı su kaynaklarını kirletebilir. Bu durum, koruyucu önlemlerin bulunmadığı ve depolama alanlarının göllere yakın konumlandığı ülkelerde daha da endişe verici bir hâl almaktadır (Parvin & Tareq, 2021; Zhang ve diğ., 2021). Neyse ki, gelişmiş ülkelerde sıkı yasal düzenlemeler, atık azaltımı ve yeniden kullanım politikaları sayesinde katı atık dökümü durdurulmaya başlanmıştır. Bu ülkelerde, “Azalt, Yeniden Kullan, Geri Dönüştür” ilkesi (sıklıkla “3R” olarak anılır) benimsenmiş ve yaygın şekilde uygulanmakta olup, bu tür senaryoların gerçekleşme olasılığını azaltmaktadır (Batista ve diğ., 2021; Nanda & Berruti, 2021).
5. BKA’NIN BİLEŞİMİ
Atık, ister günlük yaşamın sıradan faaliyetlerinden isterse sanayi, üretim ve tarım gibi daha karmaşık endüstriyel faaliyetlerden kaynaklansın, tüm insan faaliyetlerinin bir yan ürünüdür. Atıklar, farklı ülkeler ve bölgeler arasında kültürel uygulamalara ve yaşam tarzlarına bağlı olarak değişkenlik gösteren çeşitli bileşenlerden oluşur (Elamin Abbass ve diğ., 2023).
Belediye katı atıkları; geri dönüştürülebilir, organik, yanabilir ve geri dönüştürülemez malzemeleri içeren çeşitli atık türlerinden oluşur. LMIC’lerde, BKA içerisindeki biyolojik olarak ayrışabilen maddelerin oranı %46 ila %53 arasında değişmektedir. Aynı şekilde, LMIC’lerdeki yeniden kullanılabilir atık miktarı, gelişmiş ülkelere (HICs) kıyasla daha düşüktür (UNEP, 2015). Organik madde oranı yüksek olan BKA, atmosferik kirliliğe büyük ölçüde katkıda bulunur; çünkü bu tür atıklar sera gazı (GHG) salınımına ve yeraltı sularını kirleten sızıntı suyuna neden olur (Cheng ve diğ., 2020; Mor & Ravindra, 2023). Şekil 3, dünya genelinde BKA’nın bileşimini göstermektedir (Sharma & Jain, 2020).

Şekil 3. Küresel Belediye Katı Atığı (BKA) Bileşimi
(Sharma & Jain, 2020)
6. BELEDİYE KATI ATIKLARININ AÇIK DÖKÜMÜNÜN ÇEVRESEL ETKİLERİ
Kentleşme olgusu, çevresel bozulmaya neden olarak dikkatle incelenmesi gereken önemli bir sorun hâline gelmiştir (S. Robert ve diğ., 2023). Çevresel bozulmaya katkıda bulunan başlıca faktörler arasında; atık su ve endüstriyel artıkların salınımı, tarımsal yüzey akışı ile su kaynaklarına yakın alanlara düzensiz katı atık dökümü yer almaktadır (Jurado Zavaleta ve diğ., 2021). Atıkların açık alana dökülmesinin ekosistem üzerindeki etkileri ciddidir; okyanuslardan atmosfere ve yeraltı sularına kadar geniş bir çevrede kirlenmeye yol açmaktadır (Siddiqua ve diğ., 2022).
BKA’nın açık alanda bertarafı, hem insan sağlığına hem de çevreye zarar verebilecek tehlikeli bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu bileşikler arasında dioksinler ve dioksin benzeri maddeler (özellikle poliklorlu dibenzo-para-dioksinler ve poliklorlu dibenzofuranlar) ile nikel ve kadmiyum gibi ağır metaller yer almakta olup, suya, toprağa ve atmosfere taşınmaktadırlar (Roy & Tarafdar, 2022). Su ve toprak kaynaklarının küresel ölçekte kirlenmesi; toksik sızıntıların yayılması, sera gazlarının salınımı ile kötü koku ve toz üretimi gibi etkenlerin birleşiminden kaynaklanmaktadır (Al-Wabel ve diğ., 2022).
Bu bölümde, BKA’nın açık döküm uygulamasının toprak, hava, su ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ele alınmaktadır.
6.1 Su ve Toprak Kirliliği
Çeşitli araştırmalara göre, açık döküm alanları hâlâ su ve toprak kirliliğinin başlıca nedenlerinden biridir (Alao, 2023; Mekonnen ve diğ., 2020). Ayrıca, BKA’nın düzensiz şekilde depolandığı alanlar, toprak kalitesinde bozulmaya yol açmakta; bu da asidik ve kumlu koşulların baskın hâle gelmesine ve mikrobiyal popülasyonların etkilenmesine neden olmaktadır (Mouhoun-Chouaki ve diğ., 2019).
Katı atıkların dökülmesiyle ortaya çıkan sorunlardan biri de organik içeriklerin bozulmasıyla birlikte sızıntı suyu (leachate) oluşmasıdır. Bu yüksek çözünürlüklü sızıntı suları, toprağa ve su kaynaklarına sızarak kirlenmeye neden olabilir (de Cassia Silva Bacha ve diğ., 2021). Katı atıklardan organik, inorganik ve zararlı bileşiklerin ayrışarak yeraltı sularına sızması, su kaynaklarının kirlenmesine yol açabilir (Abdel-Shafy ve diğ., 2023).
Ayrıca; kobalt (Co), krom (Cr), bakır (Cu), kurşun (Pb) ve çinko (Zn) gibi metaller, düzenli depolama alanlarındaki toprakları kirletebilir ve bu metaller, bitkiler ile toprak solucanları tarafından absorbe edilerek hem çevresel hem de insan sağlığı açısından tehdit oluşturabilir (Aendo ve diğ., 2022; Morita ve diğ., 2021). Aynı zamanda bu ağır metallerin (örneğin Cd, Zn, Pb) toprakta birikimi, yüzey sularını kirletebilir ve besin zincirinde biyobirikime yol açabilir (Gupta ve diğ., 2019).
Başka bir çalışmada, katı atık dökümünün; iletkenlik, toplam çözünmüş katı madde (TDS), sertlik ve alkalilik gibi birçok su parametresinde ciddi artışlara yol açtığı gösterilmiştir. Ek olarak; kötü koku, mikrobiyolojik kirlilik ve su renginde bozulma gibi sorunlar da gözlemlenmiştir. Azot ve fosfor fazlalığı ise nehir ve akarsularda alg patlamalarına neden olmuştur (Mohan & Joseph, 2021).
6.2 Hava Kirliliği
Kent alanlarından kaynaklanan katı atıklar ve havadaki partikül maddelerin varlığı, hava kirleticilerinin ortaya çıkmasına ve hoş olmayan kokuların oluşmasına neden olabilmektedir (Al-Wabel ve diğ., 2022). BKA’nın açık şekilde dökülmesi, çoğunlukla metan ve karbondioksitten oluşan düzenlenmemiş düzenli depolama gazlarının salımına neden olmaktadır (Chandra & Ganguly, 2023).
Mevcut veriler, metanın 20 yıl içinde 81,2 küresel ısınma potansiyeline sahip olduğunu, karbondioksitin ise 100 yıl içinde yalnızca 27,9 potansiyele sahip olduğunu göstermektedir (IPCC, 2019). Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), son raporlarında metan seviyesinin son 20 yılda 1000 ppb’nin üzerine çıktığını bildirmiştir (IPCC, 2019). MSW kaynaklı metan salınımındaki artış nedeniyle, bu gazın enerjiye dönüştürülmesi ve çevreye salımının azaltılması için çeşitli çalışmalar yürütülmektedir (Hai ve diğ., 2023; Naveenkumar ve diğ., 2023; Yang ve diğ., 2023).
Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki açık döküm uygulamaları, sera gazı salınımlarını önemli ölçüde artırmaktadır (Ferronato & Torretta, 2019). Biyolojik atıklar anaerobik ortamlarda bakteriler tarafından ayrıştırıldığında, metan gazı açığa çıkar (US EPA, 2023; Meyer-Dombard ve diğ., 2020). Açık döküm alanlarında metan salınımını etkileyen faktörler arasında; dökülen toplam atık miktarı, iklim koşulları ve atık toplama yöntemleri yer alır (Pujara ve diğ., 2023).
ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (USEPA) yakın tarihli raporuna göre, ülkedeki metan emisyonlarının yaklaşık %17’si düzenli depolama alanlarından kaynaklanmaktadır (US EPA, 2022). 2030 ve 2050 yıllarına gelindiğinde, gelişmekte olan ülkelerin küresel sera gazı emisyonlarındaki payının sırasıyla %64 ve %76’ya ulaşması beklenmektedir; bu oran 2000 yılında yalnızca %29’du (Rafiq ve diğ., 2018).
6.3 İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkiler
BKA’nın açık döküm yoluyla gelişigüzel şekilde bertaraf edilmesi, bu alanlara yakın yaşayan bireyler için ciddi sağlık riskleri yaratabilir. Bu riskler arasında; deri ve göz tahrişi, vücut ısısında artış, solunum problemleri, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve diğer çeşitli hastalıklar yer almaktadır (Dixit ve diğ., 2023).
Açık döküm uygulamaları, yeraltı su kaynaklarını kirletebileceği gibi, çevredeki toplulukları etkileyebilecek gazların salınımına da yol açarak kanser gibi hastalıkların oluşma riskini artırmaktadır. Ayrıca bu tür yasa dışı döküm alanları; çeşitli hayvanların tuzağa düşmesine, sivrisinek gibi haşerelerin çoğalmasına elverişli koşullar yaratarak hem sağlık hem de çevresel riskleri artırmaktadır (Chireshe ve diğ., 2023).
7. AÇIK DÖKÜM REHABİLİTASYONU: ÇEVRESEL VE EKONOMİK ETKİLERİ AZALTMA YOLU
Dünya çapında gözlenen ciddi çevresel bozulmalar, kirliliğin azaltılması ve rehabilitasyonuna yönelik kapsamlı araştırmalara neden olmuştur. Rehabilitasyon süreci; kirlenmiş bölgelerin bahçelere dönüştürülmesini ve süs bitkileri fidanlıklarının kurulmasını içermektedir. BKA arıtım sürecinde biyogaz ve sızıntı suyunun toplanmasıyla sağlanan ekonomik faydalar, hükümetler için oldukça önemlidir. Ayrıca, tehlikeli bileşiklerin MSW’den çıkarılmasına yönelik uygun yöntemlerin uygulanması, toplumsal faydalar da sağlayabilir. Buna karşın, uygun bertaraf çözümlerinin uygulanması daha büyük yatırımlar ve daha yüksek işletme-bakım maliyetleri gerektirmektedir.
Açık döküm alanlarının rehabilitasyonu, bu düzensiz ve kirli bertaraf alanlarının oluşturduğu sağlık ve çevre risklerinin giderilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Bu alanlar; toprak ve suyun kirlenmesi, habitatların yok olması ve hastalıkların yayılması gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Aşağıda, açık döküm alanlarının rehabilitasyonunda yaygın olarak kullanılan bazı teknikler yer almaktadır:
düzenli depolama madenciliği (landfill mining), toprak örtüleme işlemi (soil capping), gaz toplama sistemleri, biyoremediasyon, yeniden bitkilendirme ve fitoremediasyon.

Şekil 4. Düzenli Depolama Alanlarında Toprak Örtüleme Katmanları
(US EPA, 2012)
7.3 Düzenli Depolama Gazı (LFG) Toplama Sistemi
Farklı türde katı atıkların karışımını içeren düzenli depolama alanlarında, organik maddelerin anaerobik ayrışması sonucu LFG (Landfill Gas) oluşur. Bu gazın yaklaşık %45–60’ı metan (CH₄), %40–60’ı karbondioksit (CO₂) ve geri kalanı çeşitli iz bileşenlerden oluşmaktadır (Wong & Zawadzki, 2023). LFG toplama sistemlerinin temel hedefleri; gazın depolama alanı dışına yayılımını sınırlamak, yüzey salımlarını azaltmak, yeraltı sularını korumak, koku kontrolünü sağlamak, örtü sistemini korumak ve ekonomik kazanç elde etmektir (Smallwood ve diğ., 2023).
Toplanan LFG miktarı, sistemin verimliliğini gösterir ve bu verim, düzenli depolama sahasının mevcut durumuna büyük ölçüde bağlıdır (Anshassi ve diğ., 2022; Wong & Zawadzki, 2023). Özellikle kapatılmış ve üzeri örtülmüş sahalar, açık ve örtüsüz sahalara kıyasla daha fazla gaz üretmektedir (Borisova ve diğ., 2023).
7.4 Biyoremediasyon
Biyoremediasyon, zararlı kirleticilerin mikroorganizmalar veya bitkiler aracılığıyla karbondioksite, suya, mikrobiyal biyokütleye ve daha az zararlı yan ürünlere dönüştürülerek doğal ortamdan uzaklaştırılması işlemidir (Malik, 2022). Enzimatik bozulma yoluyla bakterilerin kirleticileri toksik olmayan maddelere dönüştürmesi bu yöntemin başarısı için kritiktir (Tamang, 2022). Hidrokarbonlar, klorlu bileşikler ve toksik ağır metaller gibi maddelerin gideriminde biyoremediasyon etkili bir yöntemdir (Hassan ve diğ., 2022; Malik, 2022).
Her ne kadar mikroorganizmalar ağır metalleri metabolize edemeseler de, bunların değerlik durumlarını değiştirerek daha durağan veya daha az zararlı hâle getirebilirler (Hassan ve diğ., 2019).
Bununla birlikte, kirleticiler toprak biyolojik çeşitliliğini azaltabilir. Ancak, kontaminasyona dirençli mikroorganizmalar esnek metabolizmaları sayesinde hayatta kalabilir ve yeni mikrobiyal popülasyonların oluşumuna katkı sağlayabilir (Selvarajan ve diğ., 2022). Ayrıca, mevcut düzenli depolama alanlarının biyoreaktör depolama alanlarına dönüştürülmesi, sızıntı suyu yönetiminde verim sağlayarak alan kazanımı da sağlayabilir (Sughosh ve diğ., 2021).
Muksy & Kolo’nun (2023) çalışmasına göre, düzenli depolama alanlarından kaynaklanan sızıntı suları önemli bir zorluktur. Bu suların arıtımı zordur ve su tabakalarında tabakalaşmaya yol açar. Biyoremediasyon teknolojileri, bu sızıntı sularının arıtımında daha etkili, ekonomik ve çevre dostu çözümler sunmaktadır (Muksy & Kolo, 2023).
7.5 Yeniden Bitkilendirme (Revegetation)
Yeniden bitkilendirme, etkilenen alana tarım ya da doğal yerel bitkilerin yeniden kazandırılması sürecidir (Statius, 2019). Yerel bitkiler; gübre, pestisit ve su ihtiyacını azaltan, düşük bakım maliyeti gerektiren, yerel koşullara uyumlu, kalıcı özellikler sergileyen ve strese dayanıklı olmaları nedeniyle tercih edilmektedir (Song, 2018). Depolama alanlarında yeniden bitkilendirme; toprak oluşumunu teşvik ederek, mikrobiyal biyokütleyi artırarak, verimliliği geliştirerek ve düzenli depolama gazı salınımını azaltarak çevresel kaliteyi iyileştirebilir (Wen ve diğ., 2023).
Kirlenmiş alanların yeşil alanlara dönüştürülmesi; toprak performansının artırılması, rekreasyon alanlarının oluşturulması ve yerel ekonominin canlandırılması açısından önemlidir (Pang ve diğ., 2020).
Uygulama aşamasında bazı pratik zorluklar vardır. Tohum yatağı hazırlığı, yüzeyin düzeltilmesi, büyük toprak parçalarının kırılması ve yabani otların azaltılmasını içerir (Statius, 2019). Ayrıca, karışıma baklagillerin dahil edilmesi, toprak azotu açısından zenginlik sağlar. Malçlama (saman, ahşap yongaları, plastik örtüler) ile tohumların korunması sağlanır. Kurak bölgelerde bitki gelişimini teşvik etmek ve yeniden dikim ihtiyacını önlemek amacıyla sulama gereklidir (DWER, 2018). Ayrıca, istilacı türlerin yayılmasını önlemek için sertifikalı yabancı ot içermeyen tohumlar kullanılmalıdır. Otlatmanın kontrolü de yeni dikilen alanların zarar görmesini önlemek açısından önemlidir (Saljnikov ve diğ., 2022).
7.6 Fitoremediasyon
Fitoremediasyon; ağaçlar ve çayır bitkileri gibi bitkilerin, toprak, su veya havadaki kirleticileri uzaklaştırmak amacıyla kullanıldığı bir tekniktir. Basitliği, düşük işletme ve bakım maliyetleri ile çevre dostu olması nedeniyle düzenli depolama alanlarının arıtımında sıkça araştırılmıştır (Kanwar ve diğ., 2023; Tyagi & Ojha, 2023; Ramos-Arcos ve diğ., 2019).
Bitkiler toksinleri yapraklarında biriktirerek gelecekte toplanıp uzaklaştırılmasını sağlar (Hogland ve diğ., 2020). Bitki kökleri kirleticileri emer, bu maddeler toprak mikroorganizmaları tarafından biyolojik bozunmaya uğratılır. Ayrıca, inorganik kirleticiler bitki kök bölgesinde sabitlenerek yeraltı suyuna geçişi önlenir (Sekhohola-dlamini ve diğ., 2022).
Fitoremediasyon başarısı, seçilen bitki türüne bağlıdır. Seçilen bitkilerin yüksek tuzluluğa, amonyum bakımından zengin sızıntı sularına dayanıklı olması gerekir. Ayrıca, fitoremediasyon potansiyeli yüksek olan ama yenilebilir olmayan bitkiler tercih edilmelidir. Örnek bitkiler: Bambusa sulfurea, Agave sisalana, Tradescantia spathacea, Chrysopogon zizanioides, Chlorophytum comosum, Scadoxus multiflorus ve Zephyranthes robusta (Khapre ve diğ., 2022).
8. İZLEME VE KONTROL
Bir düzenli depolama sahasında ekosistem koruması için en önemli adımlardan biri, saha kapatıldıktan sonra izleme ve kontrol programının uygulanmasıdır. Bu sürecin süresi; atık türü, stabilizasyon yöntemi ve çevresel koşullara bağlı olarak değişebilir. Sürdürülebilir bertaraf çözümlerinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için dikkatli yönetim gereklidir.
İzleme programında yer alan başlıca adımlar şunlardır:
-
Depolama Alanı Örtüsü Onarımları: Erozyonu önlemek, gaz emisyonlarını ve su geçişini azaltmak amacıyla düzenli bakım yapılmalı, bitki örtüsü kontrolü sağlanmalıdır (Grossule, 2020).
-
Sızıntı Suyu Yönetimi: Sızıntı suyu yeraltı sularını kirletebileceği için, sızıntı suyu toplama ve arıtma sistemlerinin kurulması ve düzenli izlenmesi gerekir (Zahari ve diğ., 2022).
-
Yüzey Suyu Yönetimi: Yakın su kaynaklarının kirlenmesini önlemek için drenaj sistemlerinin ve erozyon kontrol önlemlerinin bakımı yapılmalıdır (Tallaki ve diğ., 2023).
-
Yeraltı Suyu İzlemesi: Kirlenmenin erken tespiti için çevresel sınır noktalarında gözlem kuyuları yerleştirilmeli ve düzenli örnekler toplanmalıdır (Cuciureanu ve diğ., 2020).
-
Gaz İzleme: Metan gibi tehlikeli gazların düzenli izlenmesi ve kontrolü için gaz toplama sistemleri kurulmalı ve periyodik bakım yapılmalıdır (Scheutz & Kjeldsen, 2019).
-
Stabilite ve Çökme İzlemesi: Depolama sahasının uzun vadeli yapısal bütünlüğünün korunması için düzenli ölçümler yapılmalıdır (Pasternak ve diğ., 2023).
Tablo 1: Düzenli Depolama İzleme Öğeleri
| Öğe | Parametre | Aktif Faz | Pasif Faz |
|---|---|---|---|
| Sızıntı Suyu | Niteliksel ve niceliksel analiz | Aylık | Aşama I: İlk 5 yıl (6 ayda bir), Aşama II: Yılda bir |
| Gaz | Metan (CH₄), Karbondioksit (CO₂), Oksijen (O₂) | Aylık | Aşama I: İlk 10 yıl (6 ayda bir), Aşama II: İki yılda bir |
| Yüzey Suyu | Su kalitesi | Aşama I: İlk yıl – Aylık, Aşama II: Sonrasında – 3 ayda bir | Aşama I: İlk 5 yıl (6 ayda bir), Aşama II: Yılda bir |
| Koruma Katmanları | Bariyer katmanı izleme sensörleri | Sürekli | Sürekli |
| Yapı ve Örtü Eğimi Stabilitesi | Atık miktarı, çökme, örtü stabilitesi | Yıllık | Yıllık |
9. SONUÇ
Kirlenmiş alanların, özellikle eski düzenli depolama sahalarının rehabilitasyonunda; düzenli depolama madenciliği, toprak örtüleme, gaz toplama sistemleri, biyoremediasyon, yeniden bitkilendirme ve fitoremediasyon yöntemleri çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde olumlu etkilere sahiptir.
Bu yaklaşımlar yalnızca biyolojik çeşitliliği geri kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda hava ve su kaynaklarını da iyileştirebilir. Uygun maliyetli ve yüksek arıtım potansiyeline sahip bitkilerin seçimi, kirlenmiş alanların iyileştirilmesinde çevreyi destekleyen temel bir unsur olabilir.
Yorumlar (0)
Yorum ve Puan Bırakın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen bırak.